dini hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dini hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2014 Pazar

Sofi ve Evliyanın Hikayesi



EVLİYA İLE SOFİNİN HİKAYESİ


Bundan 15-16 yıl önceydi. Sultan Hz.leri henüz dünyayı terk etmemişti.. Sofinin evliyalığı konusunda bir tartışma ve ona bağlı olarak derin bir düşünce sonrasında bazı açmazlar ile boğuşuyordum. Halim giderek içinden çıkılmaz bir hal aldığı günlerde bir sofi arkadaşım bana telefon ederek bir arkadaşı ile bana gelmek istediğini söylemişti. Ben de "başımla beraber" diyerek davet etmiştim.

Aradan birkaç saat geçmişti ki sofiler geldiler. Hoş beş sohbetinden sonra bizim sofi bana sordu;

-"Bizim niye geldiğimizi biliyor musun?"

1 Haziran 2013 Cumartesi

Yaşlı anadan beş ogluna mektup



Köyümüz şehirden yüksek mi yüksek,
Baban ihtiyarlıyor oğul, bilmem netsek
Söz dinlemiyor artık ahırdaki eşek,
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul !

2 Mayıs 2013 Perşembe

EZANA HÜRMET


Mevlana
hazretleri, ezan işittiğinde,
Diz çöküp dinler idi, büyük huşu içinde. Talebesine
dahi, böyle emrederdi hep.

29 Nisan 2013 Pazartesi

Aşkın Gücü




Zamanında bir kız sevmiştim. Hala seviyorum. Adı
Gülçiçek. Çok güzel biriydi. Dinine düşkündü,dinde
sürünüyordu adeta.

24 Nisan 2013 Çarşamba

Güneşin Batıdan Doğması



Kıyametin büyük alametlerinin yedincisi güneşin, her zamankinin aksine doğudan değil de battığı yerden doğmasıdır. Bu hususta Kadı İyad (Rahmetullahi Aleyh)’in dediği gibi; bunun gibi kıyamet alametlerine dair olan hadisler, Ehli Sünnete mensup bütün fıkıh, hadis ve kelam âlimleri tarafından zahirî manalarıyla kabul edilmiş ve başka türlü yorumlanmamıştır.

Ezanlar daha güzel okunur.


Ezanlar daha bir güzel okunur sabahları...
İnsan uykudayken kuş sesleri eşlik eder içli
müezzine.
O "Essalat u hayrun minen nevm.." derken daha sesli
öter kuşlar, insanlara ezan sesini duyurmak
istercesine.. İç muhasebesini yapar insan oracıkta. Ne kadar
şanslı olduğunu hisseder bir an. Ve " şükürler olsun
Rabbim " der...Yine sadece sana boyun eğmeyi ve
sana secde etmeyi bana nasip ettin..

22 Nisan 2013 Pazartesi

Hafızın Günlüğü



Çok küçüktü daha almıştı omuzuna en ağır,ama en kutsal yükü,söz vermişti bir kere,dönmeyecekti geriBundan sonra kendisine arkadaşlık edecek olan rahlesine konuşur gibi,bundan sonra belki iki belki üç sene beraberiz dediSevgisi içini sardıSessizce rahlesinin üstünde nurlar saran Kur-an'a baktıSevgiyle ve hürmetle baktıAllah'ım lütfetsin seni Ey Peygamberimizden bize kalan Allah'ın kutsal emanetini çocukluğunun zevklerine,eğlencelerine,oyunlarına hatta sarı saçlı bebeğine,uçurtmasına elveda

12 Nisan 2013 Cuma

Cennetlik bir hanım


Bir hanımefendinin gözyaşlarıyla anlattığı vefâlı kadın anlayışını arz edeyim de bakın, ne zâlim beyler ve sâdık hanımefendiler yaşıyor bu dünyada görün.
“-Hocam, derdim derindir, bana bir yol göster!” diyerek başladı üç çocuk anası hanımefendi ve şöyle devam etti:
“-Kocam içki bağımlısı, gece yarılarına kadar meyhânede içiyor. Sonra da geliyor, kapıyı yumruklamaya başlıyor. Çocuklar duyup da huzursuz olmasınlar diye hemen kalkıp kapıyı açarak buyur ediyor, bir isteği olup olmadığını da soruyorum. Bazen yemek istiyor, akşamdan ayırdığım yemekle sofra kuruyorum. Bu defa beğenmiyor, bunlar beklemiş yemek, bana yeniden yap, diyor.

Ecmel (En Güzel)



Huzur dolu bir gece… Çölde… Yıldızlar milyarlarca, sanki uzansan tutuverecekmişsin gibi hepsi de... İnsan ruhuna dinginlik veren bir sessizlik sinmiş yeryüzüne… Hafiften esen çöl rüzgarı, kum taneleriyle her an yeni bir tablo çizmekte. Ay, bedir hâlinde… Sema bir istiridye olmuş da, meleklerin gözyaşından göğün incisi mi doğmuş diye soruyor, ona hayran bakanlar... Mehtâbınsa hayran kaldığı biri var. Omuzlarına düşen dalgalı saçlarını rüzgar okşuyor, annesinin hasretini yüklenerek... Tebessüm ederken hafifçe gözlerini yumuyor. Üzerinde, ince kırmızı çizgileri olan beyaz bir elbise, öyle gösterişten uzak, sâde…

3 Nisan 2013 Çarşamba

Medinede Dogan Bir Çocugun Kompozisyonu


OKURKEN GÖZ YAŞLARINIZI TUTAMICAKSINIZ

Bir seni güneşim, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geldiğim yerde.
Sevgililer Sevgilisi (S.A.V.)'e aşık olmak...
Dün mailime yaşı küçük fakat yüreği bir o kadar büyük Peygamber Efendimiz (S.A.V.) aşığı Muhammed Nebi Doğanay isimli evladımızın yazdığı bir makale geldi. Ben okudum ve çok duygulandım. Ve akabinde sizlerle paylaşmak istedim.

2 Nisan 2013 Salı

Kömürü Elmasa Dönüstüren Bir Aşk Hikayesı


Fotoğraf: Kömürü Elmasa Dönüştüren Bir Aşk Hikayesi
Her vakit görülen yeşil bir düştür Bursa. Koynunda sakladığı nice sultanları, padişahları vardır. Kâh Muradiye’de kâh Yeşil’de kâh Tophane’de mazinin sırdaşlığına sığınırken bugünü de koruyan, gözeten onlarca aziz ve eşref zatın türbesi başında duâ eder, huzur dolu limanlara yelken açarsınız. 
 
Yolunuz şehr-i Bursa’ya düşmüşse eğer, şehrin yekûnunu kucaklayan bir tepeye kurulu, servi ve çınar ağaçlarının içinde bir gonca gibi açılmış Emir Sultan Camii ve türbesini muhakkak ziyaret etmişsinizdir. Öğrenciliğimin geçtiği bu şehirde ne zaman içimi hafakanlar bassa, önce Yeşil Camii’ne, ardından Emir Sultan Türbesine doğru yol alırdım. Caminin geniş avlusunun ortasında yer alan şadırvanın sularına bakar, ruhumun pirüpak olmasını, yüreğimin fersah fersah genişlemesini dilerdim Rabbimden, bu mübarek zatı vesile ederek. Envai çeşit insanın gece gündüz ziyaret ettiği bu âlimi, ben hep ilmî yönüyle bilirdim. Daha sonra öğrendim ki, menkıbelerde anlatılan bambaşka bir Emir Sultan (hz) var karşımda. Bir aşkın padişahı…

Camiyi ve türbeyi kocası için yaptıran Hundi Fatma Hatun’un (kendisi Yıldırım Bayezid’in kızıdır) sevgi, saygı ve şefkat dolu evlilik hikâyesi bir rüya ile başlar.
Hundi Hatun’a, rüyasında Peygamber Efendimiz (asm) tarafından bir tavsiye verilir: Emir Buhari namındaki dervişle evlenmelidir. Kimselere anlatamadığı bu rüya ertesi gece yinelenince dadısının dizinin dibinde buluverir kendini.
Dadı, hemen güvendiği adamlarını ismi zikredilen dervişi arayıp, soruşturmaları için görevlendirir. Adamlardan biri Buhara’dan Bursa’ya yeni gelmiş olan dervişin izini bulur. Buharalı bu zat o esnada çevresine toplanan ahbaplarına, “Bizim Hatun Hazretleriyle nikâhımız göklerde kıyılmıştır. İş dünyadaki akide gelip çatmıştır” derken adamlar kapıyı çalar, saraydan gönderilen bohçayı Emir Sultan’a uzatır. O, besmele çeker, bohçayı açar, içindeki mendili çıkarır. Mangalda yanmakta olan iki közü alır, mendile yerleştirerek besmeleyle kapatır. Bu cevap, gönlünün aşk ateşiyle kor gibi yandığının ifadesidir.
Dadı, mendili açtığında iki elmas bulur. Bu cevaptan gayet memnun olur ve durum Valide Sultan’a bildirilir. Olmaz, cevabını verse de Valide Sultan, Hundi Hatun çoktan aşktan bir ummanın içinde yanmaya başlamıştır.
Haber, ağızdan ağza, kulaktan kulağa hızla yayılır. Savaş meydanında cenk ederken, kızının isminin dillere düştüğünü öğrenen Yıldırım Bayezid öfkesi burnunda bir ölüm fermanı yazdırır Emir Sultan için.
Savaşın şiddetli bir çatışmaya dönüştüğü lahzada kimse yara almadan kurtulamaz. Yıldırım Han da nasibini alır. Lakin ona bakacak bir hekim dahi yoktur çevresinde. Kendisini tedavi edecek birini beklerken mütebessim çehreli bir genç gelir, yaralı bölgeyi temizler, merhem sürer, sarar. Sultan “Neredensün ey?” diye sorunca, delikanlı gülümseyerek “Buhara” der ve ortadan kaybolur.
Sultan o anda, hatasını anlar. Lâkin iş işten geçmiştir. Ölüm fermanı çoktan yerine getirilmiştir düşüncesiyle eseflenir. Yine de bir berat fermanı yazarak tez elden ulaştırması için bir güruh askeri vazifelendirir.
Allah’ın emri karşısında kulun emirlerinin ne hükmü var!
Genç âşıkların hali mana ikliminin bir başka şahı Molla Fenari’ye bildirilir. Katliâmı engellemek için yola çıkan Molla, görevli askerleri nasihatleriyle dizginleyedururken Sultan’ın adamları da yetişir berat fermanıyla. Böylece gökyüzünde kıyılan nikâh yeryüzünde de hayat bulur.
Kömürü elmasa dönüştüren bir aşkın hikâyesidir bu, ta yüzyıllar evvelinden bize ulaşan. Hundi Hatun ve Emir Sultan yan yana yattıkları tepeden her daim Bursa şehrengizini selamlamakta, incelik edip kendilerini ziyaret eden beher âdemoğlu/havvakızını sevgiyle, merhametle, duayla sarıp sarmalamaktadır.
Kömürü Elmasa Dönüştüren Bir Aşk Hikayesi
Her vakit görülen yeşil bir düştür Bursa. Koynunda sakladığı nice sultanları, padişahları vardır. Kâh Muradiye’de kâh Yeşil’de kâh Tophane’de mazinin sırdaşlığına sığınırken bugünü de koruyan, gözeten onlarca aziz ve eşref zatın türbesi başında duâ eder, huzur dolu limanlara yelken açarsınız. 

30 Mart 2013 Cumartesi

Küçük çocuktan büyük ders


Fotoğraf: İbretlik Hikayeler
"KÜÇÜK ÇOCUKTAN, BÜYÜK DERS"
Bir dükkan sahibi dükkanın vitrinine
üzerinde satılık yavru köpekler
yazan bir tabela asarken yanında
küçük bir erkek çocuğu belirdi. ''
köpek yavrularını kaça
satıyorsunuz?''diye sordu.
Adam çocuğa yavruların en az 50
dolar ettiğini söyledi. Çocuk elini
cebine attı, biraz bozuk para
çıkardı, dükkan sahibine bakıp'' iki
dolar 35 sentim var onlara bakabilir
miyim? dedi.
Dükkan sahibi bir ıslık çaldı. Lady
adlı bir köpek dükkanın içindeki
kulübesinde çıkıp onlara doğru
koşmaya başladı. Arkasında beş tane
küçük yün yumağı vardı.
yavrulardan biri, diğerinin
gerisinden topallayarak geliyordu.
Bu küçük çocuğun hemen dikkatini
çekti.
'' Bu yavrunun nesi var?''
Dükkan sahibi "veterinerin dediğine
göre, kalçasında bir kemik eksikmiş"
diye yanıt verdi. "hep böyle
topallayacakmış."
Küçük çocuk hemen,"onu almak
istiyorum" dedi. dükkan sahibi :
"sahi mi?... o yavruyu gerçekten
istiyorsan sana bedava verebilirim"
dedi.
Çocuk dükkan sahibine yaklaştı ve
öfkeyle "onu bana bedava vermenizi
istemiyorum. Bu yavru da diğer
yavrular kadar değerli. Fiyatı neyse
size ödeyeceğim, şimdi size 2 dolar
35 sent vereceğim, kalan parayı da
ayda 50 sent, 50 sent ödeyeceğim!"
dedi.
Dükkan sahibi "o sakat yavruyu ne
yapacaksın? O hiçbir zaman diğer
köpekler gibi koşup,
oynayamayacak" dedi.
Küçük çocuk pantolonunun paçasını
yukarı kaldırdı ve iki çelik bağla
desteklenmiş eğri sol bacağını
gösterdi "ben de pek koşamıyorum"
dedi.
"Bu yavrunun da kendini anlayacak
birine ihtiyacı var."
"KÜÇÜK ÇOCUKTAN, BÜYÜK DERS"
Bir dükkan sahibi dükkanın vitrinine
üzerinde satılık yavru köpekler
yazan bir tabela asarken yanında
küçük bir erkek çocuğu belirdi. ''
köpek yavrularını kaça
satıyorsunuz?''diye sordu.
Adam çocuğa yavruların en az 50
dolar ettiğini söyledi. Çocuk elini
cebine attı, biraz bozuk para
çıkardı, dükkan sahibine bakıp'' iki
dolar 35 sentim var onlara bakabilir
miyim? dedi.

26 Mart 2013 Salı

Sevgili ile Muhabbet


Sevgili ile Muhabbet

Kur'ân-ı Kerim okumak, En Sevgili ile buluşmak, O'nunla hasbihâl etmektir.
Nasıl, birisinin makamına giderken, ona uygun bir hazırlık yapılır, o makama göre kıyafet seçilir, konuşulacak şeyler düşünülür, kısacası önceden hazırlık yapılır; Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna giderken de böyle hazırlık yapılmalıdır.

Kur'ân-ı Kerim okumak, Allah Teâlâ ile konuşmak; namaz kılmak O'nun huzuruna durmaktır ve ikisi için de bir hazırlık gerekir. Gerektiğinde boy abdesti (gusül), ardından bir abdest… Üzerimizdeki necaset ve kirlerden arınmak, gözümüzü, gönlümüzü mâsîvâdan temizlemek ve huzura kabul için edeple kapı tıklatmak… "Eûzü besmele" çekmek…

Kervan


KERVAN
Etrafı kalabalıktı. Fakat gözleri sadece bir noktayı gözlüyor, başka hiçbir şeyle ilgisi ve bağı bulunmuyordu. Sevgiyle bakıyordu. Başkaları göremese de o görüyordu ya... Başkaları gömmüş de olsa, işte, o konuşuyordu ya... Fakat, hislerinin anlamını tam olarak kavrayamıyordu. Neydi ki bu? Nasıl bir sevmekti? Kimi sevmekti? İçinde bir fırtına, bir kasırga, bir deli coşku büyüyordu durmadan.... O kadar çoğaldı ki bir dem, artık taşıyamadı... Seslendi... Varlığını umursamadan diğerlerinin ve kendisine deli denmesine aldırmadan konuşmaya başladı:

Ben ne zaman ezan sesi duysam

Ben ne zaman ezan sesi duysam,
Kıyamet gününün ilan edilişini duyar gibi olurum.
Ne zaman kar yağdığını görsem,
Amel defterimin sayfalarının uçuşacağı anı hatırlarım.
Ne zaman sıcakla karşılaşsam,

25 Mart 2013 Pazartesi

PEYGAMBERİMİZİ(sav) AĞLATAN BİR OLAY

PEYGAMBERİMİZİ(sav) AĞLATAN BİR OLAY

Birgün bir sahabe, Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in (sav) huzuruna gelerek cahiliye devrine ait bir vahşiliği şöyle dile getirir:

- Ya Resulallah! Biz cahiliye devrinde kız çocuklarımızı diri diri toprağa gömerdik. Benim de bir kız çocuğum vardı. Annesine, “Bunu giydir, dayısına götüreceğim” dedim. (Kadın bunun ne demek olduğunu iyi bilirdi. Ciğerparesi, biricik evladı biraz sonra bir kuyuya atılacak ve orada çırpına çırpına can verecekti. Ne var ki, kadının böyle bir canavarlığın önüne geçme imkânı yoktu. Yapabileceği tek şey, için için ağlayıp kanlı gözyaşı dökmekti). Hanımım dediğimi yaptı. Çocuk gerçekten dayısına gideceğini zannediyor ve cıvıl cıvıl koşuşuyordu.

İhtiyar anadan 5 yavrusuna mektup

İHTİYAR ANADAN 5 YAVRUSUNA MEKTUP

Köyümüz şehirden yüksek mi yüksek,
Baban yaşlanıyor oğul, bilmem ki netsek?

Namaz ve ben


Namaz ve ben...

Askerlik, hayatımın 20 senesini aldı... O zamanlar cebimizde küçük bir not defteri ve kalemle dolaşırdık ki, kumandan emir verirse, unutmamak için hemen not alalım...

Sonrasında kumandan bizi sorguya çeker, hangi işleri yaptığımızı, yapamadıklarımızı da niçin yapamadığımızı sorardı. 20 senem, bu disiplin ve talimatları uygulamakla geçti. Tabii insanız; bunaldığımız, yorulduğumuz oluyordu. Amma ne zaman ki emekli oldum; işte o zaman uyduğum disiplinin, verilen emri yerine getirmenin, yorgunluklarımın, çektiğim tüm sıkıntıların mükafatını aldım. O zaman dedim ki; “Ben İslamiyet’i askerlikte öğrendim.”

23 Mart 2013 Cumartesi

İyi Okumalar .


Dağ gibi bir adamdı. Elli yaş civarında. Kara pala bıyıkları ve dadaş şalvarı ile kapının önünde bekliyordu. Açıldı kapı. Biraz önce çalınmış olan. Adam hayırlı ramazanlar dedi. Ben ramazan davulcu…su… Daha cümlesini tamamlamamıştı bile.Kapının bu tarafındaki.Yani kadın.Yani kapıyı gönülsüz açmış olan. Davul çalınsın istemiyorum ki! dedi.

Keskin bir bıçak hükmündeydi cümle ve önce sahibini kesti. Sonra dadaş şalvarlı adamı. Adam kapının eşiğinde öylece dikildi kaldı. Hiçbir sukut; bu kadar uzun, bu kadar anlamlı, bu kadar imha eden OLMAMIŞTIR! Bundan böyle de ihtimal olmayacaktır. Kadın, bu sükutun kendisini nasıl vuracağından habersizdi. Kapadı kapıyı.Yaralanmış olduğunu henüz bilmiyordu. Ama, kendi ağzından çıkmış cümlenin nasıl yabancı ve yaralayıcı bir şeye dönüşmekte olduğunu çok değil on beş dakika sonra, yani iftar vaktinde anlayacaktı. Þimdi kendince bahaneler üretiyor hançer hükmündeki cümlesi için. Saat üç buçukta sahura kalkan var sanki. Mahallenin arabaları uzay savaşlarının askerleri gibi davulun tokmağı ile taarruza geçiyor zaten.

imâm-ı Azam'ın

imâm-ı Azam'ın Yahûdi bir komşusu vardı. Hasta olan
İmâm-ı Azam'ı herkes ziyaret ediyor, bende ziyaret
edeyim, dedi ve geldi. Kendinin tuvaletinin ayağı
İmâm-ı Azam'ın avlusunun içine sızıyor, pis koku
saçıyordu. İmâm-ı Azam'a:
- Bu bizim tuvaletin ayağının pis kokusu ne zamandan beri burada kokuyor? diye sordu. İmâm-
Azam:
- Yedi seneden beri. Yâhudi:
- Yedi seneden beri bu kokuyu kokladın, niçin bir gün
bana söylemedin? dedi. İmâm-ı Azam:
- Sen Yahûdisin ben müslümanım. Ben ne kadar haklı ve doğru olarak sana söylesem, sen Yahûdi
olduğundan bunu ters anlarsın ve kasten, garazen
söylüyor dersin. İslâma, bize karşı buğzun, kinin
artar. Ben nasıl olsa bir gün bu bizim eve gelir, gözleri
ile görür, kendiliğinden tuvaleti başka tarafa kaldırır,
dedim ve sabrettim. Çünkü Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):
Sırat köprüsünün üstünde yedi sualden biri de
dünyada aralarında bulunan ufak tefek mezalimeden
birbirine hakkını vererek hesaplaşırlar. [Sahih-i Buhari
Tecrid-i Sarih, Cild 7, Hadîs No: 1085 (Benzerî)]
buyurdu. Yahûdi bu sabrı bu adaleti görünce hemen kıbleye karşı dönüp şehadet kelimesi getirdi,
müslüman oldu ve tuvaleti başka bir tarafa kaldırdı.
Kokusu da gelmedi.
Bizim dînimizde hubbu fillah, buğzu fillah vardır. Allah
için sevmek, Allah için buğz etmek, Allah için kin
tutmak. Yine Allah için kâfire şiddet kullanmak. (Sûre- i Fetih, Ayet 29) bunlar en büyük sevaptır. Bunlar
müslümana karşı yapılmaz. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) müslümanı incitmedi,
müslümandan incinmedi. Kâfir kalelerini harb ile
alıyor, kendilerini kırıyor, esir alıyor, mallarını ganimet
malı diye alıyor. Onlar hizmetçi, köle oluyor, onlar incinmiyor mu? inciniyor. Demek ki; Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) müslümanı incitmez,
müslümandan incinmezmiş. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in harbte kılıçla öldürdüğü
bir çok kâfiri kitabımızda yazdık. Bunlar incinmiyor
mu? Cihad, harb Allah'ın emri olunca Allah'ın emrini ilk defa Peygamberimiz yapmazda kim yapar. Söyleyip
yapmamak Allah'u Teâlâ'nın gadabını kazandırır.